Ak’ış – Adem’in Yolu Bölüm 10 (Chefchaouen)

Işık güneşten gelir, dünyaya yayılır ve nesnelere çarparak bizlerin gözlerine yansır. Nesne ile ışığın temasında yansıyan ışığın dalga boyunda değişimler oluşur.Bu dalga boyları beyne iletilir ve insan renkleri algılar .Aslına bakarsanız, beynimiz bir girdi okuyucudur ve girdileri beyin sistemine eklediğimizde renk gibi kalıplar oluşturur.Bu durum, Excele sayılar girip bir grafik oluşturmaya benzetilebilir.Algı dediğimiz yanılsama da bu gelen verilerin okuyucusudur.O gün uyandığımda ışık dalga boyu aralığı her yerde ~ 560–490 nm ve frekans aralığı ~ 540–610 THz dı. Yani her yer MAVİ.

Renkler resmen gözlerimle dalga geçiyordu.Sanki kara parçasının üzerine deniz inşa edilmişti. Derileri güneşten karbonlaşmış Berberiler dışında her şey maviydi. Şehirde yüzmeye başladık, bir oraya bir buraya kulaç atıyor, bazen kaybolup aynı kaya parçasının varıyorduk. Şehir ekonomisi Mesir macununa bağlıydı ve bütün çevre köylüler üretim yapıyorlardı.Şehirden yükselen mesir dumanları aklımda haz ile alakalı bazı diyaloglar oluşturmaya başlatmıştı.

İnsanla tanışıyordum, onlar kendilerini mutluluğa götüren kanallar inşa etmişlerdi ve bilinçlerinin kanallara atfettiği değer orantıları neticesinde hormonal etkileniyordu. Benim ilgilendiğim konu ise inşa edilen kanalları değerlendirmek ve amacına ne derece sadık olduğunu test etmekti. Diyalektik olarak haz ele alınırsa, hazın yoksunluğunun acı olduğu kavranır, birbirinin zıttı olan bu oluşumlar sürekli birbirini yaratırlar. Bunu şöyle örnekleyebiliriz; çok çişiniz var ve en kısa zamanda işemek istiyorsunuz, şişen sidik torbası neticesinde acı her geçen dakika biraz daha büyüyor ve tuvalete girip kendinizi klozete akıttığımızda o tarif edilmesi güç haz ortaya çıkıyor.Birbirine gebe olan bu durumları sadizimin kurucusu Sade fark etmişti.En güçlü duygulardan olan iki duyguyu; cinsellik ve acıyı birleştirmiş ve en yüksek zevkin sado reçinesinden alınabileceğini savunurdu. 

Ancak bu denklemde bazı durumlar bence net değildi. Acının yoksunluğu hazzı oluşturuyorsa insan ancak dengeye,normale yaklaştıkça mutlu olabiliyordu. Bu bir kırbaçı yedikten sonra eski haline dönmek isteyen hücrelerin şarkısıydı. Bu insanlar acı ve hazzın birbirini yaratmadığı bir düzlemden yaşayabilirmiydi. Mutlu olmak için kendine zarar veren bunca insanlar acaba acı veya haz yaratımsız memnun kalabilir miydi ? 

Sonra tepeme baktım ve kuşlar ellerinden ince nağmelerle fülüt gibi cıvıltılıyordu, yanımda ki ağaçlar rüzgarın şefliğinde obusalarını üflüyordu, ve çiçekler viyola gibi şehvetli kokularını ahenge sunuyordu.Bunların yoksunluğu bana acı getirmiyor ve varlığı çok şiddetli olmasada sıcak bir meltem gibi beni okşuyordu. 

Denklemi daha iyi kavramaya başlamıştım.Daha fazlasını isteme hali insanı göklere çıkardığı kadar yerin derinliklerine seriyor, sürekli-hızlı gelgitlerle benliğini kaybettiriyor, bu güne kadar alışkanlık oluşturmuş isteme istememe oyununa iteliyordu.Ancak dingin kalabilen ise  daha stabil sürdürülebilir bir memnuniyet oluşturuyordu. 

İnsanın mutluluğa giden kanallarından kimileri su kaçırıyor ve bazen kaçakları azaltmak yerine kanallardan vaz geçmek gerekebilir.Çünkü meşe ağacı ile selvi ağacı birbirlerinin gölgesi altında büyüyemez. Bazı zamanlar, okyanus kıyısında sabırla kumdan kuleler yapan, sonra da kahkahalarla onları deviren çocuklar gibi olmak gerekir

Sonra bir öğretmen, “Bize eğitimden bahset.” dedi. Ve o cevap verdi: “Hiç kimse size, içinizdeki bilginin şafağında halen yarı uykuda olandan bir zerre fazlasını açıklayamaz. Takipçileri arasında mabedin gölgesinde yürüyen bir öğretmen, size bilgeliğini değil sadece inancını ve sevgisini verebilir. Eğer gerçek bir bilgeyse, bilgeliğinin evine davet etmek yerine, sizi kendi aklınızın eşiğine doğru yönlendirir. Bir astronomi bilgini, size uzayla ilgili anlayışından bahsedebilir ama anlayışını size veremez. Bir müzisyen her yerde var olan ritimlerle bir şarkı söyleyebilir; ancak ne ritmi yakalayan kulağı, ne de onu ekolayan sesi size sunabilir. Ve semboller ilminde usta biri, size simgesel alanlardan söz eder, ama sizi oralara taşıyamaz. Çünkü bir kişinin sahip olduğu ilham, kanatlarını başka birine ödünç veremez. Ve nasıl herbiriniz Tanrı’nın bilgisinde özgün bir yere sahipseniz, sizin de Tanrı’yı kayrayısınız ve dünyayı anlayışınız tek başınıza ve size özel olacaktır.” – Ermiş Halil Cibran 

Kalbiniz gerçeğin bilgisini bilir, Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur. Geceyi ve gündüzü başkasından dinlemek, bir çiçeğin kokusunu başkasından duymak ister. Ey, papağan gibi gördüğü çiçeğe güzel diyen insan! sorarmısın kendine sen kimsin ?Ne kadar cesaretlisin kendine karşı dürüst olmaya ? Senin ile senin arasındaki muhabbet nasıldır bilir misin? Veya sorarmısın kendine nasıl hissedersin?
Kategoriler halinde kavrayan zihin kendisini; Beden, ruh ve akıl diye ayırmayı hep sevmiştir. Durumlara karşı kalbimle istiyorum ancak aklımla kabul etmiyorum gibi kalıplarla yaklaşır ve  tıkanıp kalır. Duygusu, enerjisi, ruhu aklı fiziği (böldüğün bütün sen) birsin ! Çiçeğin kokusunu akla sorarsan bellek çalışır, eskilerin kokusunu burnuna taşır.Ancak sen sana sorarsan bak sana ne cevap verir. Yaşa! derken ,hakkıyla yaşa diyorum. Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneş’i görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, sende kalıplarını kır! ve tüttürürsün benliğin özgürlük şarkısını, yaşasın hakkını vererek bir müddet.
—-Kanamış yaramın sebebiyet verdiği gülümsemeden yükselen bir koku—-

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir