Couchsurfing – Adem’in Yolu Bölüm 4 (Lizbon)

İlk gün, Couchsurfingle Ugandalı bir arkadaşın evinde kaldım.Beyaz yakalı bir siyahi.Hostum ile Meyveli,prinçli Uganda usulu tavuk sotenin süslediği bir akşam geçirdik.Aramız çok samimi olmuştu arkadaşla.Gece arkadaşında yüksek izni ile Lisbon gece hayatına salındım ve evden ayrıldım. Dar Sokaklar düşünün, her bir yanda barlar ve  barların her biri 5 metrekare.Barlar tekel amacı ile kullanılıyor,sadece içkiler alınıyor, 7 den 70 e herkes sokakta samimi bir şekilde demleniyordu. Bireyselleşmeyi bir doğru gibi kabul eden avrupa kültürünün aksine, çok samimi sıcak ve komfort alanından uzak bir algı hakimdi.Portekizin kendine özgü kültürü başka sosyal alanlarlarda da sıkça karşıma çıkıyordu.

Kendimi Kadıköy sokaklarında bir serseri gibi hissediyordum.Türkiye’den gelen bir alışkanlık ile önce marketlerden alışveriş yapıyor sokakta dionysos şarap tanrısını kutsuyor sonra seremoniye mekanlarda devam ediyordum. 
Belirsiz bir sosyalleşme gücü vardı Adem’de, kafası atarsa konuşmayacağı kimse yoktu. Bazen ise sadece tanışıyor,sohbetin sarmama durumunda next tuşuna basıyor(saygısızlık etmeden), yenisine bir göz atıyordu. 
Gece sonlarına doğru bir barın çıkışında oturmuş kuantum fiziği üzerine düşünürken yanına bir feminen enerji yaklaştı. Yaklaşılan her bir an kalp atışları hızlanıyordu Adem’in, böyle giderse yanına oturma durumunda kalp krizi geçirecekti. İçerde durumlar bunlarken  dışarıda,yüzde salak bir tebessüm hakimdi. Bu duyguları az çok yaşamıştı, nelerin olabileceğinin farkındaydı ve sakin durabiliyordu.Kızıl lüle lüle saçlı çilli hanım yanından geçerken hemen ayağa kalkıp kolundan tuttu Adem. Lüle Liliy’e, Şunları söyledi, şuan kolundan tutuyorum, bu sanırım bir refleks. İstemsizce seninle tanışmak istiyorum. 
Güzel başlangıç, karşı taraftan onaylayıcı gülümsemeler ve parıldayan gözler. Kaldırıma oturduk, uzunca konuştuk. Sohbet aralık ayında donmuş bir göletin üzerinde süren bir bale gösterisi gibiydi, sadece süzülüyorduk. Uzun zamandır böyle spritüel bir deneyim yaşamamıştım.Sanki konuşurken veya dinlerken her şeyi unutuyordum, adımı bile. (östrojen hormonunu coşturan ve unutkanlığı yaratan alkollerin hakkını yemeyelim)
Müzikle uğraştığımı paylaşınca birden şarkı söylemeye başladı, zaman durdu ama şarkı devam ediyordu. Sokak lambası etrafında dönen ona aşık sinek, varoluş amacını unuttu sese doğru koştu. Ben sinek ve sokak lambası arasında geçen bu hissiyat dolu anlarıma kızıl saçlarını okşayan rüzgar eşlik etti. Bu anlar birbiri ardına gelirken kendimi overdose oluyor gibi hissediyordum. Sonra ne mi oldu ? Benim için sadece bir umut balonu oldu uçtu ve gitti. Facebook gibi bir bağlantımız, umut balonunun ipini elimde tutmamı sağlıyordu.
Aradan 1 2 3 4 5 dakika derken unutmuştum bile, rasyonel tavırlar bir sıvıyağ gibi duyguların tepesine çıktı. Yaşanılan an yaşanmıştı ve gece devam ediyordu…

Lisbon’da yeni ukuleleme kavuşmuştum, bir portekiz müzik mağazasinda uzun bir deneme aşamasından sonra ukulelemi seçmiştim.Bu anı bekliyordum, ukulelemde beni bekliyordu. Sophiayı (ukulelemin ismi) kaptığım gibi geçtim bir meydana başladım tellerini titreştirmeye, gönlümü okşamaya. Ah !  bu ne güzel ses böyle, gece yükselen bir dolunay gibi, yanında yıldızlar ise hediyesi. Kendisi tam bir luna, o kadar hoş bir tınısı var ki dünyanın neresinde olduğumu unutturuyordu. 

Bu aşkı sezen ak sakallı bir amca yanıma geldi oturdu. Piposunu doldurdu ve benimle sohbet etmeye başladı. Ukulelem parlıyordu, sanki güzellik yarışması birinci bir köpekle geziyordum ve herkes onu sevmek için bana geliyordu. Amca da uzunca sene sokak müziği yapmıştı, sanattan hayattan, ondan bundan derin sohbetlere girdik. Gezerek yaşadığımı paylaşınca daha samimi olmuştu çünkü gençliğ ide benim ki gibiymiş.Sohbetin içeriği gökyüzü, yeryüzü tarafınca kaydedilse de bende sadece o tatlı hisleri, niyeti kalmıştı.

Hayat kaliteli bir dj di, geçişleri ince ve yavaş bir şekilde sağlayabiliyordu.Amcanın gidişini ve tekrar ukuleleyle sohbete geçişimde ki köprüyü anımsayamıyorum.Ukuleleyi ilk aldıktan sonra ki hayatım ukulele çalma aralarına sıkıştırılmıştı.Ancak ukuleleden kafamı kaldırdığım zaman etraftaki kuşları, bana hevesli bakan gençleri görebiliyordum.

Akşam kalacak yerim yoktu, bir önceki gece couchsurfingde aydın gay birinin evinde kalmıştım.Aydın olmasından mütevellit, sadece bana tatlı jestler ve bakışlar ve ardından nazik bir şekilde davetlerle yetindi.Bende aydın bir hetrosexuel olarak ince bir şekilde reddettim. Hiç bir sorun olmadı, yargısız iletişim yine kilitli karanlık kapıların,ışıklı anahtarıydı. 

Bu gece sırtımda sırt çantam, uygunundan bir şarap lisbonun tepesine çıkmıştım. Biraz sakin bazen yalnız bir gece geçirme niyetindeydim. Lisbon’u tepeden izleyebilecek bir köşe bulunca şarabımı içmeye, manzaranın keyfini çıkarmaya ve o maymun zihne güzellikler sunarak sakinleştirmeye başlamıştım. 
Yalnız bir saat kadar vaktin ardından köşede sarışın bir genç oturuyordu.Selam verip yanına çömdüm.Arkadaş Amerikalı bir gezgin 6 ayı aşkın süredir avrupa taraflarında geziyor ve öncesinde Amerika’da geziyormuş.Kendisi heyecanlı heyecanlı hikayelerini anlatıyordu ve ilginç olanlarla beni şaşırtıyordu.Amerika’nın doğasını anlata anlata bitiremedi. samimiyet , gece, ve alkol tüketimi ilerledikçe hikayelerin boyutu değişiyordu. Arkadaşın yanında gitar varmış, beraberce lisbonun bir tepsinden lisbona şarkılar yağdırdık. Bir meşkinde sonuna gelince arkadaş, Amerikayı nasıl gezdiğini anlatmaya başladı.Sesi kısık bir şekilde gizli bilgiler vermeye başladı. Arkadaş birden modunu değiştirmişti ve kulağıma gezme hikayelerini fısıldıyordu. Sanki bir Agatha Christie cinayet romanının içindeydik. Arkadaşın anlattığına göre, gizli bir gezgin kitabı varmış.Amerika’da her bölgeye ulaşan kargo tren hatları mevcutmuş.Bu gizli kitabın da yardımıyla hangi kargo treni nereye gidiyor bunu öğrenebiliyorsunuz. Kitap bunları sağlamakla kalmayıp size çalışan görevlilerin bölgelerini ve onlara nasıl gözükmeyeceğinizi anlatıyor.Kargo tren istasyonlarında ,gizli kör bölgelerde birbirini bekleyen gezginler, buluşup kaçak kargo trenlerine biniyorlarmış. Kargo trenin arka kısımında 2 metre karelik bölümlere oturup büyük Amerika da , 2 3 günlük seyehatlar yapıyorlarmış. Amerikanın alt kültürünün ve gezginlerinin oluşturduğu bu sistemi öğrendikten sonra küçük Amerika gezisi hayalleriyle arkadaştan ayrıldım, Onunla bir kargo trenin arkasında tekrar karşılaşmayı diledim ve kalacak bir köse bulmak üzere lisbon sokaklarına karistim.Bu gece bir kose evim olacaktı, bu gece hangi kose vücuduma ev sahilpligi yapacak ? Hangi kose bu beden tarafından ısıtılacaktı?

 

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir