Düz’en – Adem’in Yolu Bölüm 6 (Sevilla)

Sevilla, güzeller güzeli, sporunu yapan, dişleri sabah akşam fırçalanmış, akşam yatmadan önce cilt maskesi yapılmış, sadece çiğ meyveyle beslenen bir kadın gibiydi.Kendisinde bir küçük akne, yağ bezesi ,ben veya fazla yağ yoktu. Hep alışık olduğum balık etli şehirlerin aksine optimum güzellik inşa edilmişti. Yerlerde çöpler, trafik kurallarına uymayan yayalar arasamda bulamadım. Sokak müzisyenlerine gelince hiç biri yanlış bir notaya basmıyor ve müziği kusursuz yapıyorlardı. Bu uyum ve ahenk içimde yankılanmış olacak ki kendimi bir parkta yoga yaparken buldum. 80 yaşında amcalar ve teyzeler kıraathanede sigara tüttürmek, batak 4 üncüsünü aramak  yerine parkta sporunu yapıyorlardı.Adem refahın esintisini iliklerine kadar hissetmişti.

Trip advisorda görülmesi gereken yerlerin  başında olan bir tarihi köprü. Herkes için o köprü farklı olaylara beşiklik ediyor .Kimileri hayatlarının en romantik dakikalarını yaşıyor ve akan nehir ile birlikte birbirlerinin içine akıyor, kimileri yalnızlığını bir sigara ile paylaşıp gerçekliğine dokunuyor.kimileri yakın günlerde doğacak bebeğinin ismini düşünüyor, kimileri… Adem ise köprünün altına nasıl sıvışacağını ve gece bütün hayallere köprü olmuş o tarihi köprünün altında yeni bir tarih yazmanın hayalini kuruyordu.

Gizli gizli ve gece gece kendini köprünün altına yerleştirdi. Köprüye ve nehire ne kadar yakın olursanız, evinizin fiyatı o derece pahalı olabiliyordu. Ben ise yine en yakında ve yine para vermemiştim. Belki bir jakuzim ve badem yağı eksikti ama istediğimde nehre elimi daldırabiliyordum.
Sistemin bazen içerisinde bazen köşelerinde gezinip durdu. İnce ipler buldu, kör noktalara sarıldı ve köprü altında kedilerle bir uykuya daldı.

Aklına eski yaşadığı bir hikaye geldi, Peynirle Barcelona Squat zamanlarından kalma, yere bota yapışmış bir çiklet gibi aklından çıkmıyordu.
Metrodayım. Ben ve peynir, kara tahtalı gecenin üzerine tırnaklarımızı geçirmişiz.Bazı canlara çığlıklar bazı canlara ise  okşamalar tattırmışız.Sonların son olmadığını hatırlatan gece, Barcelonadaki işgal evimize gitmek üzere metroya binmemize sebebiyet vermişti.Haylaz Adem ve peynir güvenlik gözetimi içinde olmadığını anlayınca, kuralsızlığın şelalesine kafalarını  daldırıyordu.Bilet almadan Turnikeden atlıyordu. Yalnız değildik 2 tane daha Punk giyimli ispanyol genç, aynı metro istasyonunda kendi hikayelerini yazıyor, kuralsızlığın suyunu yudumluyordu. Turnikeden sırayla atlamaya başladık.Önce ben ve arkamdan Peynir. Uzun atlamada profesyonelleşmiş gençler Peynir’e yardım etti ve ardından  seri bir şekilde turnikeden atladı. 

Gece hayatından mütevellit, bakındığım yerlerin atomlarının kıpraştığını görebiliyordum. İçimin çalkantısı, dışımı sallantılı görmemi sağlıyordu.Metroyu beklerken Peynir anlık bir aydınlanma akabinde şaşkınlık yaşadı ve bana Koş! diye bağırdı.Peynir hikayedeki  bazı gizli noktaları birleştirmişti. İçimde ki sallantı hali yavaşça çekiliyordu, onun yerine bu kelime ve bağrış içimde bir kıvılcım oluşturdu.Koşmaya başlamıştım.

Peynir -Çocuklar telefonumu çaldı ve şuan metrodan dışarı kaçıyorlar dedi.
Ben çocuklara baktığımda hızlıca çıkışa gittiklerini gördüm ve koşu hızımı neredeyse iki katına çıkardım. Çocuklara aramızda 30 metre kadar vardı ve gençler gayet çevik gözüküyorlardı.  Barcelona’nın gettolarında pişmiş ve ahlakça sınırlandırılamayacak bir eylem çılgınlığınca eğitilmişlerdi. Eylemleri, gözlerinin altındaki siyahlığın koyuluğu kadar karanlık olabilirdi.

Zihnimden bir düşünce geçmiyordu, koş kelimesinin kıvılcımı içimdeki alkolle birleşmiş ve içimde geniş bir yangın oluşturmuştu.Sadece hedefe odaklanmış ve korkusuz bir şekilde koşuyordum. Koştum ve koştum. Metronun çıkışındaki merdivenleri 4 er 5 er çıkıyordum ve geçen her an,çocuklara daha da yaklaşıyordum. Yoldaşım Peynir biraz arkamda kalmıştı, merdivenleri bitirdik ve yeryüzüne çıkmıştık.Gece yeryüzünün kuralları değişebilirdi, hele ortalıkta bizi ve hırsızlar dışında kimsecikler yoksa kural belirleyiciler kalanların güçlü olanlarıdır. Hırsızlar koşu hızını biraz düşünmeye başlamışlardı. Bu durum beni hafif kaygılandırmıştı çünkü küçük yakınlaşmalar büyük bir kavganın habercisi olabilirdi.

Sokağa tam girerlerken hırsız ile göz göze geldik. Zaman önce yavaşladı sonra durdu.ZZZZZZZ…YUUM. O bakışma içinde bir mesaj saklıydı. Bakışmalar beni uyarıyor ve bana gelme diyordu. Hırsız bunu sağlamak için kaldırımın köşesine telefonu koymuştu. Yavaşladık ve telefonu aldık. Amaç sadece telefonu geri almaktı, hırsızları cezalandırma gibi bir istek ikimizde de mevcut değildi. Telefonu aldık.Hırsızlarda yeni tüttürülmüş bir sigara dumanı gibi havaya karıştı ve yavaşça kayboldu.
İçten içe hırsızlara içimden bir sempati duymuştum. İşlerinde çok profesyonellerdi.Keskin olmayan bir zeka, çalınmış olan telefonun farkına ancak evine döndüğünde, facebook a girmek isteyince varabilirdi. Keskin olan bir türk zihin ise Gel lan buraya ! diye hikayeyi başlatabilirdi. Milyonlarca başlangıç biçimi milyonlarca insan tarafından yaşanabilirdi ancak Bu hikayeyi evren Hoop! gel lan buraya katogerisine kaydetti. Etki tepki yasasını doruklarda yaşamayı öğrenmiş Adem ve Peynir de tekrardan istediği zaman facebook a girebilmenin mutluluğunu tadıyordu.Kısacası, kurtarılmış telefonları ve okşanmış egoları zaferle süslenmiş hikayesini evrene hediye ediyordu.

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir