Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Ve sonra… otobanın üzerinden kayıp geçen arabamız gibi bizde hayatın içinde kayıyorduk. Hayatın alengirli,renkli kaydıraklarının içerisinde, sürekli bir eğlence ile örülmüş çığlıklarla havuza düşmeyi bekliyorduk. Kaydık ve kaydık. Kayan bazen kaydırak bazen ise bizdik, ancak neşe sürekli yanımızdaydı.Hop.Yolda 3-5 gezgin bize el sallıyor, biz arabayı yanlarına çekiyoruz.Birbirinden renkli 4 avrupalı bizim gibi çöldeki rainbow buluşmasına gidiyormuş. Vay canına ! Hop in !
Kiraladığımız arabada artık  7 kişiydik. Onların ortalama 60-70 litrelik çantalarını da sayarsak araba bir insan çölüydü, bizde kum taneleri.Maksimum her zaman ilgimi çekmiştir. Örneğin maksimum nem noktası. Bulutlar tamamen dolmuş ve bir nem sonra yağmur yağacak. Çişin tam sidik yolunun sonuna geldiği an, dolmuş bir bardağı taşıracak o son damla … 

Sevinç kaynağım hayata yansıyordu, bizde speakerlar için maksimum noktasına getirdik, Müzik son ses. (jamming- Bob Marley) Gittik ve gittik. Bugüne kadar ne yapıyorsak bugünde farklı bir şey yaptık, tabi aynı şeyi yapamazdık!

Arabanın lastiğinin her bir devirinde farklı bir sıcaklıkta asfalt ,  farklı boyutlarda çakıl bizi karşılıyor her yanıma baktığımda arkadaşlardan birinin ruh hali farklılaşıyor yüz mimikleri değişiyor , her an farklı bir ses kulağımı çınlatıyor ve her an baktığım evren değişimi bana sunuyor. Aman tanrım! galiba yaşıyorum. Yaşadığımı tam hissettiğim zamanda çöl üstünde bir yerleşke gördük.Tek bir ev.Yalnızlıktan sıyrılmış bir yalnızlığa sahipti.Etrafı çöl olursa nasıl yalnız kelimesi kendini manifestosunu oluşturabilir ki ? 

Bu insan olmayan bir dünyada tek bir insan olmaya benzer. O zaman insan yalnız değildir, insan varoluşsal olarak, zaten tektir. İşte o evinde durumu böyleydi, Yalnızlığının meyvelerini toplamak adına, evin  yanına gittik. Karşılandık, ev gibi tek olan ile karşılandık. Uzunca beyaz kıyafetiyle, kafasının üstünde ki sarığıyla , kara gözleri koyu teni, uzun boyu ve belirgin çizgili suratıyla. 

Bir bedevi ve ben. Adamı ilk gördüğümde ayak serçe parmağım dahi titremişti,  çöl etrafında geçirdiği 60 senenin sonunda ona bakmak topraklanmak gibiydi.Ateş ile toprağın tanışması işte böyle olmuştu. Bendeniz ateş, hep eylemde dönüştüren yaratan yıkan doğuran ve besleyen.O ise toprak, gözlemleyen, hisseden, karakterli, iradeli ve güçlü.Ona dakikalarca baktım, o da bana baktı.Etrafımda ki 7 arkadaşımda yavaş yavaş sahneden siliniyordu ve biz birbirimize bakmaya devam ediyorduk.Onun gözleri dışındaki dünya karıncalaşmıştı. Gözlerinden geçmişini duyuyordum, çok sakindi ve sessizdi.

Her geçen dakika, zaman kavramının ortadan kalkmasını sağlıyordu. Zaman kendi kuyusunu kazıyor. Ben ise ona bakıyorum. Yaklaşık bir süre bedevi ile kontak yaşadıktan sonra hiç konuşmadan yanına geçip kollarımı açtım. Toprağa sarıldım ve içten bir Selamun Aleykum dedim. Şimdi ateş toprağa, toprak da ateşe kendisini katıyordu. Bize ve arkadaşlarımıza çay yaptı,biraz macun yemeği sardı ve çöle çömdük.

Konuşmadım ve ortamdan uzaklaştım.Uzaklarda çöl kumu tepelerinin birisine oturdum ve gözlerimi kapadım. Ayaklarımı bağladım, sırtımı dikleştirdim ve kalbimle yaşayacak cesareti gösterir gibi göğsümü gerdim. Kapattım gözlerimi, artık dış dünyaya kör olmuştum, içe bakıyordum.Kelimelerin yavaş yavaş azaldığı o dünyaya girişimi yaptım. Çöl kendiliğinden beni oturtturmuştu ve meditasyon başlamıştı.

Düşüncelerim bir mevsim dalgası, bir rüzgar bir koku gibi geliyordu.  Nefes, onların hepsini kanatlandırdı.Artık düşüncelerin yaratıcısı ben değildim, sadece izliyordum. Sadece izledim geleni ve gideni.Kimi zaman, evet! görebiliyorum dedim, o anda yere çakıldım. Sadece ama sadece durdum, dilsizler diyarına yolculuğun kapıları aralandı…

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Yor’gun – Adem’in Yolu Bölüm 12 (Fas)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir