Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Kuzey Afrika’nın en kuzeyinden (Cebelitarık’dan) başlayıp, güneye doğru iniyorduk. İndikçe sıcaklık biraz daha artıyor ve derim daha fazla ağlıyordu. Marakeş’in çöl esintisi yanında sıcak kumlu farklı deneyimleri de bize estirecekti. Akşam varmıştık ve gittiğimiz gibi bir hostele yerleştik.

Fas gezisinin başından bu yana hiç hostelde kalmamıştık ve şimdi daha çok avrupalı gezginlerin bulunduğu bir hostelin içindeydik. Hostel, habitat olarak suni bir klima etkisi yaratıyordu. Sokaklarda iletişimde olduğun insanların neredeyse hepsi berberi iken birden yanımızdaki herkesin avrupalı olduğu bir ortama geçmiştik. Bu sıcak, terler boşaltan  bir odadan klimalı serin bir odaya geçmek gibiydi. Hostelde komforlu zamanlara sarıldık ve o her bir dakika bizi macunlarla okşadı.doğum öncesi anne karnında güvende olma durumu arayışında olan bizler, bu hostel birleşimi ile bu duyguları tattık.Güvenli yuvamıza varma akabinde rahatlama ve bir boşalma durumu yaşadık. 

Öğlen Akşam hostele geri döndüğümde farklı bir renk ile karşılaşmıştım. 30 lu yaşlarda sarı saçlı,rastalı, mavi gözlü, uzun zarif  ingiliz bir hanım telefonunu kurcalıyordu.Bu çölde flamingo görmek gibi bir durumdu.Fas ekosisteminde dişiler daha çok tüylü köstebek fareleri familyasına tabii iken, beklenmedik bir Flamingo  görmüştüm ve gidip, hemen tanıştım.

Kendisi dünya turunda olan, Fas’tan önce bisikletle hindistanı gezmiş, bir çok güzellikler biriktirip saçlarına örmüş, hostelde bazı zamanlar ayakkabısız gezme özelliğini taşıyan biriydi. Aramızdaki en büyük ortak özellik her ikimizinde ayakkabısız takılımaya eğilimli olması ve ayakalarımızın kokmasıydı ( belkide benim ayak kokumun, onun ayağına sıçramasından ötürü kendini suçlu hissetmişti). Bir gezginin çantası pasaportu ise ayak kokusu da parfümüdür.

Peynir ve Adem 2 lisine birde Flamingo eklenmişti. Aktiviteleri genelde birlikte yapıyorduk ve arkadaş arkadaş zaman geçiriyorduk.
 Kendisinde bulduğum bazı aksak tepkilerden ötürü (sakil)  kendisine normal bir arkadaştan öte yaklaşamıyordum ve içimdeki hissel belirsizlikten ötürü pasif kalıp ilerleyişi gözlemliyordum. Olacakları müdahale etmeden kendi haline bırakıyordum.

Belirsiz duygular üzerine düşünmek, durumu daha da belirsizliğe itiyordu.Zaten duygu dediğimiz durum belirli bir kalıpça algılanamaz. Bir duygu deneyimi içinde iken o duygunun ne olduğunu anlamaya çalışmak, büyük bir çıkmazlık durumu yaşatır. Öncelikle duygu deneyimi içerisinde iken akılın yargı mekanizması da, değişim içindedir ve kendisini çok yanlış yorumlayabilir.

Kalple yaşabilme cesareti de tam bu durumu aydınlatır. Enerjinizin hiç bir yerde tıkanmadan akması halinde akıl his fizik birbirine uyumlanır ve kendi netleştirdiği kimliği ve özgüveniyle artık  akıştadır. Bu gibi bir yaşayış modelinde pişmanlık söz konusu olamaz, çünkü süregelen akış en büyük içsel uyum halidir. Dışsal deneyimin sizi kötü hissettirmesine izin vermeyin ! bazı durumlarda sorun dışın bloklarından oluşur. 

Bana ne oluyor ? şuan o öyle yaptı ne anlam ifade ediyor? acaba ben yanlış bir hareket mi yaptım ? vs gibi düşünce alanına yoğunlaşma, kişinin deneyimi yaşamasında kendisine ket vurur ve durum, mental bir yorgunlukla sonuçlanır. Deneyimin içinde akıp gitmek ve keyfi maksimize etmek  amacıyla geliştirilen düşünce, tam tersi bir etki yaratır ve akıştan edinebilecek öz keyfi sürdürmenin önüne bariyerlerini koyar.Bariyerli bir denizde sörf yapılamaz. Bariyerler, suyun yüksek basıncıyla zorlanır ve genelde bu sosyal iletişimde kişinin kendisine baskı kurması ve sonucunda içe atılan duygularla (kendini tam ifade edememe, tıkanma) sonuçlanır. 

Bu zorlanan bariyerler uygun bir alan bulduğunda basınçlı suyun geçmesine izin verilir.Bu uygun durum genelde cinselliktir.Cinsellik le birlikte taraflar içilerideki sado ve mazo tarafları tatmin eder. Büyük bir duygusal yükü boşaltmanın keyfiyle, özünde kurulmamış yapay(sahte)  ilişkilerine devam ederler ve bu hayat boyu sürebilecek yükle boşalt kısır döngüsü oluşturur. (Bakınız sağlıksız ilişki)

Hissettiğiniz ne ise sanal baskılama uygulamadan yansıtabilmek büyük bir erdemdir, yücelik ve soylu bir aldırışsızlıktır.Sadece yanına sörf tahtasını almayı unutma!  

Biz 3 kişiydik Bedirhan(Peynir) Nazlıcan (Flamingo hanım) ve Ben. 
Üç ağız.. üç deli yürek.. üç yeminli fişek!
Adımız aykırı diye yazılmıştı dağlara, taşlara
Gönlümüzde hafif yürek,
Koynumuzda 2 3 Faslı gevrek!

Flamingo hanıma hediye edeceğim kader belirleyici sorumu sordum. Ben ve Peynir çöle gidecektik.Fasın en güneyinde çölde Rainbow buluşması vardı. Bizimle gelmek ister misin ? 
Bana döndü, 
Eskiden kahverengiye çalan mavi gözleri, 
Turkuaza büründü
Yanımızdan Marekeş’in  meşhur teyipli eşeklerinden geçiyordu. 
Simon and Garfunkel’in şarkısı Bye Bye Love çalmaya başladı.
Flamingo:
Evet gelmek isterim!

Tabi ki böyle olmadı geri saralım. zzzz…..

Ben: Flamingo! biz aşağı otostopla devam edicez rainbow falan, Gelsene bizimle.
Flamingo: Hmm biraz düşüneyim. 
Aradan çılgın 3 gün geçer.(Çöldeki flamingo, Peynirle Ademin taşmış eğlence kadehlerinden yudumlar)

Flamingo: Ben düşündümde, beraber gidelim 🙂

Aradan geçen üç gün, bu kelimeleri yazarken geçen 2 saniyem, yıllarca süren 3 güne, büyük saygısızlık etmiş olur.(Tabi gün diye bir kavram varsa).
Şimdi bu 3 gün belirli sebeplerden ötürü bilincimden, bilinç altına doğru akmış. Toprağın üstünde hiç bir şey yokmuş ancak toprağı verimli kılan altında ki  
dolu eksperyanslarmış.

Bunlar, benim geçmişim ya da diğer bir ifadeyle, geçmiş bendi. 
Satır aralarına saklanmış onca deneyim, tekrar bana hiç bir şeyin aktarılamıyacağını kanıtlıyordu!

Anca kırıntıları sermekle son bulan bu aktarış çabaları, bazı zamanlar bilinç ile bilinçaltı arasında köprü oluyor ve derinlere daha da derinlere yani derin kelimesinin anlamını bitirebileceği kadar derinlere inmeyi sağlıyordu.
 Nasıl mı ?

Seferber olan ben, benin nasıl olduğunu soruyor ve kendini dipsiz Nasıl kuyu’suna bırakıyordu. Kuyu kap karanlık! Sonu desen, dünyanın diğer tarafından çıkacak gibi. En başlarda düşme hissinden korkardı ve korktukça kuyunun yanlarına çarpardı.Şimdi ise düşme hissiyatı oldukça içi küçük küçük gıdıklanıyor, ve o teslim olmuş aşağı savruluyordu.

Sonra bir ses yükseldi kuyudan
 Dipten düşemezsin!
O zaman anlamıştı, bu Nasıl Kuyu’su nun dibi yoktu.Heyecanlı bir yıkımın ta kendisiydi. 
Nasıl mı ?
….

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Yor’gun – Adem’in Yolu Bölüm 12 (Fas)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir