Şerit – Adem’in Yolu Bölüm 5 (Portekiz)

Yoldaydım, yolcuydum, yoldum. Avrupa’da otostop, benzin istasyonlarında gerçekleşir. Otabanda, otostop denendiği anda hemen 2 3 polis abi belirir, sen oradan uzaklaştırır ve uzunca bir diyalog oluşurdu.Sanki her yerden izleniyormuşsunuz gibi. İlkokulda Atatürk büstünün gözlerinde kamera olduğu söylenirdi.Bu nedenle yaramazlıklarım yüzde 20 azaldı ve normalleşti, neyseki yuzde 80 kadarlık kısmım hala anormal ve vahşiydi.
Konumuza dönersek artık yaramazlıklarım sınıf öğretmenini rahatsız etmiyordu, bunlarla polis ilgileniyordu. Küçük bir otorite değişimi otorite hakkında düşüncelerimi pek değiştiremedi. 
Bu günlerde incelediğim hukuk felsefesinde şöyle bir durum vardır.Bu pozitivist abilerimiz başta Austin olmak üzere hukuğun insan yapımı olduğunu ve insan değiştikçe hukuğun da değişeceğini belirtir. Bu da demek oluyor ki totaliter rejimler elinde güç olduğu sürece, güç hukuğun belirleyicisidir diğer bir değişle güç hukuğun kalbidir. Bunun en belirgin örneğini 2. dünya savaşında görebilirsiniz.Nazi rejimince ve halkınca doğru kabul edilen insan haklarını ihlal eden bir çok eylem gerçekleşmiştir. Ancak bu eylemler dönemin ve coğrafyanın hukuğuna ters düşmüyordu. Acaba hukuk ile ahlak arasında bir bağ olmalımıydı ? Kafamda bu gibi sorular cereyan ederken bazı ahlaktan yoksun hukuksal doğrularla karşı karşıya kalıyordum. Otostop çekemezsin gibi. 

Ama öğretmende, polislerde bilir ki, arkasını döndüğünde bu adam yaramazlığa,otostopa devam edecektir.Kadın sürücülü bir araba durdu ve gideceğim yeri sordu. Güneyde herhangi bir yer dedim. Atla dedi. Ciks spor arabasına bindiğimde, sarı saçlarını açık pencerenin yardımıyla dalgalandırdı, siyah gözlüklerini alnına kaldırdı ve ilk cümleyi kurdu. Hız sever misin ? Bu soru kan akış hızımı ve beynimde adrenalin hormonu yükselişini sağladı. Bayılırım! 

Bastık gittik ablamız gayet cool, açık görüşlü bir anneydi. Sohbet ettikçe samimileşiyorduk ve bana kanı ısınıyordu. En son beni bir tren istasyonuna götürdü, pahalı bir yemek ısmarladı ve tren biletimi aldı.Sevilla’ya olan yolculuğum ablamız sayesinde hızlanmıştı.Yine güzel bir insan, saf güzel niyetleriyle hayatımı iyileştirmişti. 
O abla o abi o genç şu genç derken hayatın yine  rastgele çarpışmalardan ibaret olduğunu anlıyordum.Bu çarpışmalar hem atom üstü, hem atom altı anlamaya çalışıyorum.Ancak, anlamaya çalışırsan işin içinden çıkamazsın,tam olarak soruyu dahi bilmeden nasıl anlayasın?
Birgün Krishna Murti abimize sormuşlar, nasıl aydın olurum? Krishna Murti de soruyu sorana sormuş, ne olduğunu bilmediğin şeyi nasıl sorarsın? Boom! 
Tamam o zaman en iyisi gelecek olan treni beklerken, tren istasyonundaki koca saatin içindeki yelkovanı izleyeyim. Acaba benim için geçen dakikalar dünyaca kaç dakikaymış ?

Bekledim, beni birisinin almasını bekledim.Yine herhangi bir otabanda, herhangi bir arabayı bekliyordum.Yalnızdım. Ya zaman yavaşlamıştı yada ben çok bekliyordum. Arabaların hızında bir değişim göremeyince zamanın yavaşlamadıgını  anlamıştım.Sadece sıkılmaktan sıkılmıştım. 
Çılgın bir adam, yolu yara yara geldi ve önümü gri  kaportası hafif hasarlı arabasıyla kesti.Arabaya hızlı bir şekilde atladım.40 yaşlarında, tek gözlük camı olmayan çılgın, son ses 1000 bpmlik psytrance müzik eşliğinde hikayelerini anlatmaya başladı. Goa’da yıllarca asit yağmuruna yakalanmış,büyük resim çalışmaları yapmış satmış, dünyayı otostopla dolaşmış, yüzlerce ırktan kadınlarla birlikte olmuş ve şimdi portekiz’de  bir müzenin güvenlik görevlisi olarak hayat kariyerine devam etmekte. Hayatının iniş çıkışlarını bana aktarırken bana yeşil sarma dolmasını çıkardı ve elime tutuşturdu.Yemek yermisin ?

İniş çıkışlı hayat dalgalarına bir de sağa sola sallanan araba dalgaları eklenmişti.Yemeğimizi yerken bana dönüp, korkmama gerek olmadığını ve genelde sarhoş araba kullandığını söyledi.İçimde bir gram korku yoktu.Tevekkül vardı, olacak olan olmadan üzülmeye gerilmeye ne gerek var ? Yağmur yağmadan ıslanılır mı ? 
Çılgına nedensiz bir güven ve samimiyetle psy müziğin ve yemeğin keyfini çıkardım. 

Portekiz, beyaz bir sayfaydı renkli renkli kalemlerle anıları resmettim.Şimdi ise İspanya-Cadiz deyim. Cadiz’i rotama eklememin bir sebebi, İstanbul’da tanıştığım Avusturalyalı bir hanımefendiydi.Övüp övüp bitiremediği Cadize uğramadan avrupa kara parçasını terk etmek istememiştim. Cadiz okyanusa kıyısı olan, sörfçüler için bol dalga ve rüzgara sahip olan bir bölgedir.Şehirde yürümedik yer ve tanışmadık alternatif insan bırakmamıştım. 

Onca vakit sonrasında göke siyah bir örtü serilmişti.Gece vücuduma uyuma sinyalleri yolluyordu, ağzım arada sırada açılıp inceden kalına geçen  bir la sesiyle esniyordu. Şehir büyük dalgalardan etkilenmemek için, sahile büyük dalga kıranlar yerleştirmişti. Devasa kare betonlar, bütün sahili  Poseidon’un dalgalarından koruyordu. 

Adem’in Devasa taşlara bakış açısı farklıydı.Şehir planlamacıların aksine o düz beton parçaları bir yatak olarak görüyordu. Şanslı koca taşı seçip, uyku tulumununu serdi. Şimdi ise altında okyanus suları karşısında ise dünyanın düz olmadığını kanıtlayacak uzaklıkta bir okyanus. Adem, Bir nefes daha çekip vücudunun kaslarını gevşetti ve göğekendisinde  baktı.Gökyüzü ona, o gökyüzüne gülümsüyordu. Çektiği nefes ve ona eşlik eden deniz kokusu ile yükseliyordu.Uyudu… 
Bilinemeyecek bir süre içinde gözlerini açtı, çünkü dalgalardan ıslanıyordu.Doğa ana bir kelebeğin kanat çırpışından etkilenmiş olsa gerek, dalgalarını karaya çarptırşıyordu. Kara ile su arasında geçen bu diyaloğun ortasında kalan Adem, biraz ıslanmış ve dersini alıp  2 3 dalga kıran yukarı çıkmıştı.Tamam, artık güvenlik kaygısı ortadan kalktı, şimdi tekrar kirpikler birbirine sarılabilir, realite geceden daha karanlık bir yere çekilebilirdi.

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir