Yok’sul – Adem’in Yolu Bölüm 8 (Fas)

Yazılmış yazılmış silinmiş kelimeler,düşünülmüş düşünülmüş yapılamamış hayatlarım vardı.Eğer haklıysa kuantum, bir yerlerde olmayanlar oluyordu, tüm düşünülmüş seçimler başka dünyalarda seçiliyor ve yaşanıyordu.Bende kendi deviniminde Fas’a kadar gelebilmişdim. Arkada yaptıklarım önde ise belirsizliğin çığlığı.Fasa ilk girdiğimde kendimi bir zombi oyunu simülasyonununda  hissettim. Gece liman içindeki bekleme bölümüne tulumları serip yatmıştık.Dışarıda Fas’ın en hırçın, zombi balicileri vardı.Güvenlik kapıya, etten bir duvar örmüştü. Balici gençlik koşup koşup güvenliğin üzerinden atlamaya çalışıyordu. Güvenlik her seferinde 20 li yaşlardaki gençleri ittiriyor ancak baliciler,1 dakika sonra tazelenen hafıza sayesinde tekrar limana girmeye çalışıyorlardı.Neredeyse hepsi bizi hedefliyor ve bize Fasça bir şeyler söylüyordu. Görevimiz sağlıklı bir biçimde limandan uzaklaşmak ! Tekrar hayatta kalma durumu birinci kaygımız oldu.Ortam o kadar ilginçti ki, olay idrakının zor oluşundan peynire iki çift laf edemedim. Sanırım Afrikadaydık. Açlığın, vahşiliğin ve balicilerin memleketi. En azından şimdilik.

Limanadan sıyrılabilmek 2 saatimizi almıştı, bir zombi arkadaş bütün güvenlik barikatlarını aşarak bize kadar geldi. Hedef olarak, benden daha çelimsiz olan  Peyniri seçmişti, ona çok yakınlaşıp saldırgan bir tavırla para istedi.Peynir parasını daha çok Barcelona gece hayatında kullanmayı sevdiğinden ötürü, diyaloğa beyaz bir yalan sıkıştırdı.Çocuk bunların hepsini anlamış olacak ki, elini kaldırıp daha yeni baliden kurtulmuş ağzıyla Almanca küfürler etti.O küfürler, suyun üzerindeki buz dağını simgeliyordu, Ancak suyun altında, gördüğüm öfkenin asıl sebebi çok farklıydı; imkansızlık ve sonucunda var oluşa karşı bir öfke.(Belkide hepsi bir bali tribiydi ve Adem yine perspektifine çiçekler sıkıştırmaya çabalıyordu).Az buçuk hümanist oluşumuzdan ötürü balicilere karşı bir ayrım gözetmeksizin onlara verecek paramızın olmadığını anlattık. Küçük empatik ve sempatik tavırlar ile yeni dünya insanı ile net diyaloglar kurup, para verememişliğin suçluluğu üzerimizde olarak limandan ayrıldık. Fas’ça bilmememizden ötürü tahminimce bir kaç küfür kulağımıza tıkılmış ve anlamamış  olabiliriz.

Otostop çekmek için otobana doğru ilerlerken bir sokak satıcısı adam yanımıza sızdı.Fas dünyadaki en leziz mesir macununa sahiptir. Adam bizim aç olduğumuzu düşünüp turist fiyatından mesir satmaya kalkıştı. Pazarlık şöyle başlamıştı.İşaret parmağı büyüklüğündeki ürüne 30 euro fiyat biçmişti. Adama dönüp Fas’a defalarca geldiğimi ve bu parçanın maksimum 3 euro olacağını söyleyip devam ettim.İçimdeki Kapalı Çarşıda yetişmiş Kaserili esnaf ortaya çıkmıştı ve almak istediği ürün ile ilgilenmiyormuş gibi yapıp yürümeye devam ediyordu.Faslı abimizle poker masasına oturmuştuk ve sürekli karşılıklı blöf yapıyorduk.Adam en son 5 euro ya kadar düşmüştü ancak ben sırf bu hikayeyi deneyimlemek için ve sınırları merak ettiğim için, hiç kabul etmeden ve yürümeye devam ettim.Gözüm karadı ve gerekirse almayacaktım. Adam, ben zarar ediyorum bakışları atıyor, ancak ben ürünün satlamadığında zarar edileceğinin farkındaydım.Adam beyaz bayrağı çekip yanımızdan uzaklaşmaya başladı 3 – 5 adım sonra geriye koşup al a*k al ! sitemiyle satışı gerçekleştirdi. Ben sakinliğimi koruyarak bizi belki gezi boyunca doyuracak mesiri 3 euroya satın almıştım.Adamdan uzaklaşıncaya kadar ciddiyetimi korudum ve adam gözen kaybolunca içimden zafer çığlıkları attım.Bu ticaretten çıkardığım sonuç ise; Faslılar tarafınca ürünün fiyatı kaç söyleniyorsa 10 a böl ve gerçek fiyatı bul !

Peynirle Adem otaban kenarındaki çimenlere uzanmış, dopamin hormonlarını mesir macunu ile suluyorlardı. Mutluluk bedenimizi o kadar ele geçirmişti ki, neden otoban kenarında olduğumuzu unutup otostop çekmeyi bırakmıştık. Bizler o durumdayken, beklemek denilen kavram anlamını yitirmişti.Yaşanılacak her an kaygısız, dertsiz,tasasız selamlanıyor okşanıyor ve sarılıp yolcu ediliyordu.O çimenler şahidimizdir ki mutluluğun ve vurdumduymazlığın saf hali dünyaya o noktadan yayılmıştı. Biz çimenlere oturmuş, kök çakra temizliği yapıp arada arabalara el ediyorduk. Araba bizi saygısız bulup almamayı seçerse sadece elenmiş olacaktı ve bu bir sorun oluşturmayacaktı.Sonuçta hiç acelemiz yoktu,yetişmek  lügattan çıkarılmıştı. Biz, o an bizi en seçebilecek arabayı arıyorduk.Bizi koşulsuzca kabul edebilecek iyilikte bir araç istiyorduk.Neredeyse yatıp ayak baş parmağımızla otostop çekecektik. Sonra son model lüks, siyah bir mercedes durdu ve bize kapılarını açtı.Lüks ve konfor nedensizce hayatımıza akmış ve tenimiz Afrikanın sıcaklığındansa pahalı klima tarafınca çevrelenmişti.Hayat tekrar büyülü gerçekçiliğini önümüze sermişti ve kıçımız için birebir tasarlanmış, alttan soğutmalı deri koltuklara sunmuştu.
Yine yeni bir siyah camlı , lüks konforlu bir araçtaydık. Araç O kadar konforluydu ki konfor kavramımın skalası genişlemişti. Kavramları yerle bir ede ede ilerleyen bu hayatımda yıkımlar her zamanki gibi devam ediyordu.Dilin deneyime tabi algılayışımdan ötürü, kavramsal yıkım gerekli bir vakadır.Ah o kadar severim ki yerle bir olmayı, sırf bu sebeple kurarım kendimi.

  Otostopta sizi alan sürücü genelde rahat insanlardır, belli bir kaygı eşiğini aşmıştır. Bu kaygı eşiğini aşan çeşitli kişiler mevcuttur.Sürücünün kişiye yardım etme motivesi birbirinden farklıdır. (Eylemin temellerine inildiğinde karşılıklı çıkar söz konusu olabilir; dilenciye yardım etmek iyi hissettirdiği ve sosyal sorumluluk bilincini tatmin ettiği içinde yapılabilir.).

 Bazıları dini bir sebepten yolda kalmış bir insanı alma hevesiyle, bazıları bu yaşam biçimine özenme, bazıları eskiden benzer deneyimlere sahip olduğundan, bazıları gelecek kaygısı olmamasından, bazıları kaybedecek bir şeye sahip olmadığını düşündüğünden, bazıları sohbet ihtiyacından, bazısı bu yaşam biçimini tanımak istediğinden…. otostopçuyu arabasına alır.

  Eylem hep bir ferene basmak ve arabayı sağa çekmek ile sonuçlanır ancak, kişiler ve motivasyonları çok farklıdır..Bunların hangisi ile karşılaşacağın ise kocaman bir soru işareti. Araba sağa çekerken verileri gözüne sokmaya başlar, aracın modeli, sağa çekme yakınlığı vs. Tedirgin sürücüler genelde biraz ilerlediklten sonra bir karara verip durabilirken, cengaverler otabanda sağa çekmeden otostopçu ile diyaloga girer böylece sürücünün duygusal girdapı frene basma eylemini etkiler ve kişilik hakkında ipuçları verir.

Bizi alan arabadan gelen veriler sonucunda Yasa dışı işlerle uğraşan,birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgüt mensubu birileri olduğunu anlamıştık, Chefchaouen’e gidiyorduk. Kaygısız insanlar arasında en sevdiklerim ise ağır abiler, mafyalar, kaçakçılar gibi yasadışı para kazananlardır.(İllegal tanımı yasadışı olmasından ötürü, ülkenin hukuğuna tabidir, bazı illegal işler her yerde illegal olmayabilir.)

 Bu illegaller sosyal hayatında neredeyse korkudan sıyrılmışlardır. Yoğun bir özgüven onları kendi toplumsal değer ve yasaların kalıplarından çıkarmıştır.Kendileri çoğunlukça ‘kötü,yasak’ diye vurulan damgayı umursamaz hale getirmiştir ve O kadar rahatlardır ki, yanlarında varlığınızı çekingen hissedersiniz. 

Bir insan ile yoğun bir bağ kurabilmek için yargılardan ve doğrulardan sıyrılmış olmak gerekir. O yargılar kişi ile samimiyeti zedeler ve korku, endişe, ayıplama gibi kendi kuyunuzu kazacak duygular yaşatır.Bu güne kadar oluşturduğun kavramlar yıkılmamak üzere oluşturulduysa bu sadece yaşam içerisinde bilişsel bir direnme oluşturur. Köpek ile sahibi arasındaki çekme diyaloğundan öteye gidemez. 
Burada bilinçsiz bir kaygıdan bahsediyorum, olaya bağlı tehdit oluşturmayan, varlığa bağlı kaygı oluşturan bir durum.Örneğin; yasa dışı işler ile uğraşan birinin yanında bulunmanın, gırtlağınıza bıçak dayanması derecesinde bir korku oluşturması.

  Ne kadar çok yargıya sahipseniz o kadar deneyiminizi daraltırsınız.Hayatta bireyin genel amacı deneyimi deneyimlemekse, deneyimi daraltmak amaca hizmet edemez. Hayatı koca ellerle sarılmak geniş, cesur bir göğüs gerektirir.Onun parası şu kadar, onun yüzü böyle yaralı, onun cebinde silahı var, onun sosyal statüsü şu gibi tanımlamalar zihinin algılaması için lüzumlu olsada, deneyimin saflaşması için bir kenera bırakılmalıdır.(burada bahsettiğim şey bilinçsiz olma durumu değildir.Bilincin farkında olduğu durumları geçmiş deneyimlerden oluşturduğu kalıplarca değerlendirmeden keşfetme durumudur.)

Bu keşifçi zihin gördüğü her manzarada büyük manalar,kutsallıklar bulabilir.Böylece içinde sürekli merak eden ve dokunmak, tanımak, öğrenmek isteyen bir bilge oluşturabilir. Adem Mafyalarla tanımlanmış dünyanın kurallarını bir bir yıkıp sadece arabadakilerce bilinebilecek organik tanımlanamaz bir dünya kuruyordu. Dil onlara mafya diyordu ancak zihnim bu tanımın ötesine bir şey biliyordu ki, onlarda tuvalete giden sıçan işeyen, 2 dakika nefes alamayınca ölen insanlardı. 

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir