Yük’sek – Adem’in Yolu Bölüm 9 (Fas)

Yine başka bir araçtayız bu sefer bizi arabasına kabul eden Faslı bir tarih profesörü. Araçta kişiler birbirine bilgiler kusuyor, küçük çaplı bir bilgi otoritesi oluşturulmaya çalışılıyordu.  Bir alanda saygıyı kazanmak bir insanı her alanda bilirkişi olmasını sağlamaz. Şunu bilmemiz gerekir ki; Derin, karmaşık felsefe konularında bilginiz ne kadar çok olursa olsun bu bilgi uzayın uçsuz bucaksızlığında bir saç teli gibidir.Deneyimleriniz ne kadar zengin olursa olsun, bunlar dipsiz bir kuyuya akıtılan bir damla su gibidir. Bu arkadaş ise alanındaki gelişiminden ötürü her konuda kendini emin hissediyordu.Bu durum, İyi bir televizyon programcısı Seda Sayan’ın, yarışmacalardan biri hasta olduğu için bir doktor gibi ilaç önermisine benzer. Bu Otarite safsatası hayatın çoğu yerine serpilmiştir.

Fas tarihi hakkında sohbetimizin akabinde, tarih profesörünün konusu Fas’ın ekonomik tarihinin büyük bir parçasını oluşturan mesir macununa gelmişti. Sohbet çok olağan dinamiklerle ilerlerken,Hocanın yola çıkma amacının yüklü mesir macunu almak olduğunu anladık. Şimdi Ben peynir ve Profesör tedarikçiye gidecektik. 

Bizler bu maceranın içerisinde süzülürken, camdan dışarıya baktığımda perişan bir şekilde yollarda kalmış ve dilenen Orta afrikalıları görüyorduk. Bu kişiler Afrikalı gezginler değildi, avrupa’ya göçmek isteyen kişilerdi.Yolda hiçbir şey olmamasından ötürü yorgun,bitap, aç düşmüş bu kişiler geçen araçlardan yemek istiyorlardı. Küçük arabanın küçük camının arkasından izlediğim bu sahne  bu güne kadar bana hep anlatılan Afrikadaki zorlu yaşam şartlarını hissetmemi sağlamıştı. Yolun her 2 tarafında polisler vardı ve ortada sıkışmış kalmış olan bu insanlar her iki tarafada geçemiyor ve sadece bekliyorlardı. Şaşırdıkça göz derim genişliyor beynim empati kurmaya çalışıyor ve gönlüm yükün ağırlığı altında eziliyordu.

Varmış olduğumuz ev bir harabeydi. Bize çaylar ve çeşit çeşit sarmalar ikram edildi.Çok hoş bir misafirperverlik eneyimliyorduk. Tarih profesörü yemeği biraz fazla kaçırmıştı ve göbeği bulutların üzerinde süzülmeye başlamıştı. Ona bakıp artık gidelim işaretleri yapmaya başladım ve araca atladık. 
Peynir uyumuştu, ben ise önde profesör ile yabancılaşma yaşıyordum. Adamın ingilizce kapasitesi yemeklerden sonra kaybolmuştu ve sürekli aynadan peynire bakıyordu. Adam git gide daha çok gerilmeye başladı. Anksiyete kafasını yakıyor olmalıydı ki sürekli üfleyip püfleyip kendisini soğutmaya çalışıyordu.Yabancılaşma, yüzüne vurmuştu ve göz göze geldiğimizde hemen gözlerini kaçırmaya çalışıyordu.Adamı rahatlatma ihtiyacı hissetmiştim ancak elimden pek bir şey gelmiyordu. Birden arabayı yana çekti ve kız arkadaşı ile buluşup bizi geri alacağını söyledi. Belli ki bizi bırakmak istiyordu.Bizde indik.

Olaylar traji komik bir şekilde örülmüştü. Peynir herşeyden bir haber uyandırılıp yola atılmıştı. Peynire adamın geri gelmeyeceğini paylaşsam da hiç bir şekilde bana inanmıyordu. Güveni profesöre 4 kolla sarılmıştı ve inançlı bir şekilde bırakmıyordu. Benim gördüklerimde zihnimde filtrelenmiş ve büyük bir ilizyon sunuyor olabilirdi. Hepsi benim tribim olabilir diye biraz bekledik. 10 dakika kadar su gibi geçen süre içinde gelmeyeceğini anladık ve yola devam ettik. Bizler kolayca yere serilemezdik çünkü ot gibiydik hafif ve her olaya karşı boyun eğebilen. Ayaklarımızı takip edip yola her zamanki gibi devam ettik.

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir