Zırrr Psychedelic – Genç Erdem 11 (Amsterdam)

Herkesin bir zamanlar hayali olan Amsterdam’a gitmek üzere trene atladım. Heyecan hat safhada olacak ki Amsterdam’a vardığımda hastalığım geçmişti. Adımımı atar atmaz havadaki şifalı ot kokusu beni kendime getirmişti. Hastalıklardan sıyrılan Erdem güle oynaya yürüyordu. Küçük küçük nehirlerin üzerinden geçerken bir selfie çekmek üzere telefonumu yukarı kaldırdım.Arkamdan geçen 50 li yaşlarda biri hemen fotoğraf karesinin içine zıplamış ve poz vermişti.İçindeki çocuğu kaybetmemiş bir amca.Belki çoğu çocuktan daha küçüktü. Hayatı keyfiyle yaşayan, yaşının onun üzerine koyduğu basmakalıp anlamından sıyrılmış biri. Herkesin bir küçük prensi vardır. Heyecanlı, meraklı, yaşam sevinci ile sarılmış. Bu amca da küçük prensini bulmuştu. Erdem bunları düşüne dursun, amsterdam sokakları, şehir içindeki nehirler cap canlı yaşamaya devam ediyordu. 

Günahlara bakir genç, günahlar şehri Amsterdam’da özgürce dolaşıyordu.Tabi akla gelir günah nedir? Yüzlerce inanç haz ile iç içe deneyimleri günah saymıştır.Hedonizm i şeytanın oyuncağı görmüş, ve sürekli istekleri terbiye etmeyi öğretmiştir.Hazzı tatmak meyve tatmaya benzer.Capcanlı çileği yediğinde, o şeker ağzında erir ve mükemmel bir hissiyata ulaşırsın. Haz akabinde keyif ve mutluluk hissedersin.Doğu felsefesinde Tantra yolu da bu hissiyatlara yoğunlaşmayı ve hazzın içerisinde ki yoğun deneyim de derinleşme öğretir. Yoga yolu ise bireyin dışsal bağımlılıklardan uzak ve kendine her anlamda yetebilmeyi öğretir. Her ikisin de keşfettiğim yoğun anlamlar vardır.Kendi yolum yoga ile tantra’yı ayırmaz.Var oluş önümüze binlerce çiçek, meyve koyar.Bu çiçeklerin içerisine hapsolup olmamak veya çiçekleri hiç görmemek kişinin elindedir. Ancak bir denge yolu vardır ki hem çiçeği koklarsın hem de çizdiğin patikadan sapmazsın. Yaşadığın hayatı cehenneme çevirip cennete gitmeyi düşünmektense, varoluşun cennet olduğu keşfedilebilir. 

Daha kalacağı hostele gitmeden her zaman aklında olan bunca zaman beklediği mistik güçlü mantarların satıldığı dükkana gitti. Dükkan da ürünler belirli kavramlara göre derecelendirilmiştir. Visual, philosophical gibi. Küçük bir öneri sohbetinin ardından, satıcı tek olduğum ve ilk defa deneyim yaşayacağım için bana orta karar bir şey önerdi. Önerisine kulak asmadan bir kere mi geleceğiz  Amsterdam’a mottosuyla 10 üzerinden 8 levellik bir ürün aldım. 

Hostele varmadan adem elmalarını bir güzel mideye gömdüm.Bunca yolu,idare etmiştim ve kendimi psikolojik açıdan kuvvetli, bu deneyime gayet hazır hissediyordum. Hosteli bir türlü bulamayan genç Erdemin dünyasında yavaş yavaş değişimler başlamıştı. Adımlarım bulutların üzerinde atıyor, renkleri cap canlı izliyordum. Yaşamın akıntısı daha net ve daha yoğun görebiliyordum. Onceki hayatımı 360 p kalitesindeyken  şimdi 1080 p kalitesinde olmuştu.
Hosteli buldum. Odama geçtim eşyalarımı yerleştirecektim ki hemen vaz geçip eşyaları bırakıp kendimi dışarı attım. Düzenleme programlama planlama gibi eylemler için uygun bir zaman değildi. Şehri ağaçları kuşları insanları gözlemleme zamanıydı. Sokağa kendimi attım. İnsanları fiziksel olarak görmenin yanında hissiyatlarını da görüyordum. Herkesin bir aurası vardı, Bir baloncuğun içerisindeydiler. O balonun rengi bireyin nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyordu. Kimi sinirli kırmızı turuncu renklerde kimi rahat yeşil renklerde baloncuklarla geziyordu. Balonun renginin belirlenmesi kişiye kalmıştır. Balonun rengi yaşam boyu türlü renklere dönüşecektir. Balonun üstündeki zihin  renk değişimlerini kontrol etmek adına bir savaş verir. Kimi zaman kontrol eder dengeye kavusur, kimi zaman ise renge kapılır gider. 
Günümüzde baloncuklar o kadar iç içe geçmiş ki. Herkes birbirinden etkileniyor. Onun rengi senin baloncuğuna bir mürekkep damlası gibi damlıyor ve seni de dönüştürüyor. Bu bazen bir yemek bazen otobüste mutlu biri, bazen ise sinema da izlediğin bir ölüm sahnesi. Enerjisel temas fiziksel uzaklığa ihtiyaç duymaz.(kuantum çift yarık deneyi, kuarklar …) Bugün Kolombiya da ki bir haksızlık gelir senin dengeni bozar. Gezegenlerin de bir bilinci vardır. Bizler küçük boncuklarla büyük baloncukları, büyük baloncuklar da dev baloncukları ve bütün evreni oluşturuyoruz.Bu sebeple bütün antik medeniyetler astroloji ile uğraşmıştır.Mısır,Yunan,Çin, Pers  ve daha bir çok antik medeniyetin astrologları vardı. Astroloji de 12 gezegen 12 arketip vardır. Modern psikoloji de Carl Gustav Jung, kollektif bilinçaltı ve arketiplere değinir. Astroloji ve mitoloji de aynı konuları sembolik ve alegorik değinmiştir. 
Erdem Amsterdam sokaklarında Vahdet’i Vucut keşfinde dolaşıyordu.Kendisini bu büyük düzende çok küçük bir parça olduğunu ve aynı zamanda en büyük parça olduğunu kavrıyordu. Baloncuğunun rengi solmak üzereydi ve güzel temaslara ihtiyaç duymaya başlamıştı. Sokaktaki insanları durduruyor selam veriyordu. Avrupa seyahatinin sonları, artık genç Erdem de özgüven patlaması yaşatmıştı. Belirli bir mekana yada koşula ihtiyaç duymadan insanları durduruyordu. Mahallenin delisi kıvamında bir çok yeni insanla tanıştı ve gününü yeni güzel insanlarla geçirdi. Belirli bir refah seviyesinin üzerinde olan toplum, biri iletişime geçtiğimizde dinlemeyi sağlıyordu. Kime bir temasta bulunursam, bana saygı gösterip duruyor ve dinliyordu. Modernitenin getirmiş olduğu saygı konsepti bireyi değerli hissettiriyordu. Özellikle kadınlarla ön yargısız olarak iletişime geçebiliyor olmak, kapalılığın Türkiye, ortadoğu gibi ülkelere mahsus olduğunu gösteriyordu. 
Bir Coffee shop ta tanıştığım amerikalı çift beni çok etkilemişti. Etkilenme oranım kimyamın değişik olmasından ötürü çok yüksekti. Çift internet üzerinde E-commerce ticaret yapıyordu.Dünya haritasını ellerine alıp gözleri kapalı bir ülke seçiyorlar oraya gidiyorlar ve 2-3 ay orada yaşıyorlardı.İnternete erişimi olmaları yeterliydi. Amerikan pasaportunun gücü adına neredeyse her yerde 2-3 ay kalabiliyorlardı. Hayatı deneyimliyor, dersler çıkartıyoruz. Bu çıkardığımız dersler, hayat seçimlerimizi etkiliyor ve böylece geleceğimiz oluşuyordu. Ders çıkarabilen birey geleceğini çizebilen bireydir.

Günü Sugar club ta bir tekno partide sonlandırmıştım. Partide 70 yaşlarında pembe ceketli dedeyi görünce çılgına dönmüştüm. Dede partinin ortasında çılgınca dans edip patlıyordu. Bir film sahnesini izler gibi dedeyi izleyip,bir beşlik çakıp geceye devam ettim. Ertesi gün uyandığımda hostelde bir kaç arkadaşla tanıştım.5 li bir grup olmuştuk. Hepsi de benim gibi ilk defa Amsterdam a gelmişti. Dışarı çıkmıştık kahvaltı edecektik. Çılgın bir planım var diye çocukları durdurdum. Sabah kahvaltımızı Space kek ile yapalım! Çocuklar fikri çok beğendiler ve kendimizi space kekleri yerken bulduk.

Keklerden sonra bisiklet kiralamaya gittik. Bisikletleri kiralayan adam Türk’tü. dükkanın önüne bir Galatasaray bayrağı dikmişti. Abi ile selamlaştık ve bize yardım etmesini rica ettim.Abimiz sağolsun çok güzel küfürler ediyordu. Kimsenin aynı dili bilmemesinden güç alıp küfürleri basıyordu. Bende istemsizce küfürlerine gülüyor ve bize yapmasını isteyeceğim indirimi düşünüyordum. Allem edip kellem edip fiyatı düşürmüştüm. Tabi arkadaş grubum için şok edici bir durum yaşanmıştı.Ömrü hayatlarında fiyat ne ise onu veren Avrupalı gençler yaşam sanatını öğreniyordu. Bisikletleri alıp yollara döküldük. Hollanda da bisiklet ile her noktaya ulaşılabiliyordu. Büyük bir ihtimal belediye başkanı biz bisiklet yolları yaptık diye halkına sesleniyor dur. Havalimanına bile bisikletle gidebileceğiniz bir ütopya. Parkta koştuk zıpladık, bisikletten düştük sarıldık eğledik. Şehir güzel zaman geçirmek için dizayn edilmiş.Ağaçlar bile psychedelic görünüyordu.

Güzel geçen son günümün kötü bir tarafı vardı. Birilerinden üniversite bursu alıyordum ve okul ödemesinin son gününü geçirmiştim. Öğrenciler derslerini seçmiş pazartesi başlayacak okullarına gideceklerdi.Ben ise  Amsterdam’dan okul ödemesini gerçekleştirmek için uğraşıyordum.Hostelde sigaramı içerken okul ödemesi ekranına bakıp bir iç geçirdim. Okula dönme realitesi ile karşı karşıyayım.Bir klik ile ödemeyi gerçekleştirecek ve gece uçağa binip okula gidecektim.Ödeme ekranı ile duygusal anlar yaşadıktan sonra kendimi sokağa attım. Avrupa da son dakikalar. İçsel sanayi devrimini gerçekleştirmiştim. İstanbul’a bambaşka biri dönecekti. Bütün hücreleri yenilenmiş renklenmiş biri. Artık Erdem kolları açık yürüyecekti. Gelen deneyimlere sarılmak için adım atacaktı. Hayatın siyah beyaz olmadığını renklerin serpiştirildiğini fark ettirdi bu gezi. Yuvasından uçmuş yakınlarda bir nehirden ilk yudum yaşam suyunu içmişti. Artık bu yaşam nehrinin zenginliğine ve suyun güzelliğinin farkındaydı. Özgürlüğü iliklerine kadar tatmış ve bağımlısı olmuştu. Yolunun kapısını açmıştı Genç Erdem.Zamana meydan okuyacak yaşamını çizmeye hazırdı. Gün geçtikçe gençleşmek uğruna yaşayacak nehirden nehre konacak.

Uçağa bindi, indi. Türkçe konuşuluyordu.Artık yanından geçen kelimeleri anlayabiliyordu. Meditasyonu az da olsa bozulmuştu. DÜÜÜÜT korna sesi, İstanbul’a Hoş geldin dedi.

You May Also Like

Çölde Bir Damla – Adem’in Yolu Bölüm 16 (Marakeş – SON)

Rainbow – Adem’in Yolu Bölüm 15 (Fas)

Tek’erlek – Adem’in Yolu Bölüm 14 (Marakeş)

Sar’hoş – Adem’in Yolu Bölüm 13 (Marakeş)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir